fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Secret of Moonacre

Yazar: Cansuyu

Sizinde icinizde cocuk kalmis, cocuklugunuzda o güzelim filmlere doyamamissaniz böyle gerceküstü filmleri kacirmazsiniz. Dedimse o kadar da heyecanlanmayin, cok muhtesem bir film degil bu. Hiiim söyle bir kahvaltinin yaninda fena gitmeyecek olanlardan, bu sekilde filmin icindeki ormanda kaybolabilirsiniz. Ben sarayin ahcisi olan cüceye bayildim, cok neseli bir tip. Hoop kayboluyor, hop geliyor, bir oraya bir buraya dönüp duruyor gülerekten. Hele cocuklariniz varsa onlarla izleyin mutlaka. Benim yegenlerim yanimda olsaydi onlarla bir kere daha oturup izlerdim. Onlarla yine izleyecbilecegim bir diger film de buz devri, o kaplana benim büyük yegnim Miray hayran. O cikinca pür dikkat ekranda oluyor gözleri, onun bütün esprilerini ezbere biliyordu bir zamanlar.
Neyse konuyu dagitmayalim da hadi gidin su sirri bulun gelin, aman ha dikkatli olun ormanca cok dolanmayin,, denize düsmeyin ;)

Bir Garip Süper Kahraman


Tür : Dram / Fantastik / Aksiyon
Yönetmen : Peter Berg
Senaryo :
Vincent Ngo , Vince Gilligan
Yapım : 2008, ABD , 102 dk.

Oyuncular: Will Smith (Hancock) , Charlize Theron (Mary Embrey) , Jason Bateman (Ray Embrey) ,
Konu : Kahramanlar vardır…super kahramanlar vardır…ve bir de Hancock vardır. Büyük güçle birlikte büyük sorumluluklar da gelir – bunu herkes bilir- tabi Hancock dışında herkes. Sinirli, uyuşmaz, alaycı ve yanlış anlaşılan Hancock. İyi niyetli kahramanlar işlerini yapıp sayısız insanı kurtarabilirler, ama her zaman arkalarında insanı hayrete düşürecek kadar hasar bırakırlar. Halk artık bu durumdan usanmıştır. Yerel kahramanlarına minnettar olmakla birlike, Los Angeles’in iyi vatandaşları bu adamı haketmek için ne yaptıklarını merak ederler. Hancock aslında başkalarının ne düşündüğünü umursayan birisi değildir. Halkla İlişkiler Uzmanı Ray Embrey’in hayatını kurtardıktan sonra alaycı super kahramanımız kendisinin de zayıf bir tarafının olabileceğini farketmeye başlar.Hancock’un bugüne kadar karşılatığı en büyük sorun bu yönüyle yüzleşmek olacaktır. Ayrıca, bu da Ray’in karısı Mary’nin onun işe yaramazın teki olduğu konusundaki ısrarını kırmak için bir fırsattır.


Süper güçleri olan ya da teknolojiyi süper güç gibi kullanan süper kahramanlara hepimiz çok alışığız. Süpermenler, Batmanler, Xmenler... Onlar ,arada gel git yaşasalar da, hep dünyayı kötülükten, yada yokolmanın eşiğinden kurtardılar. Çocukların idolleri oldular, herkes onları hep çok sevdi.

Oysa şimdi önümüzde hayli ilginç bir kahraman var: Alkolik Hancock! Bir yandan düşmanlarla savaşmasına devam ediyor, bir yandan da hiçbir şeye aldırmayan, sinir bozucu, alaycı tavrıyla kötüleri her yakalayışında ortalığı savaş alanına çeviriyor.

Peki Hancock kim? Kendisi de bilmiyor ilk başta, öğrendiğinde ise bizi bir sürpriz bekliyor.

Konuya girmek istemiyorum, ilginç ve eğlenceli bir film, izlemenizi tavsiye ederim.

Ben başka şeylere yorum yapayım.

Hancock'un en önemli özelliği adı duyulmamış bir karakter olması. Bu da doğal çünkü Hancock bu film için yaratıldı! Yani bu bir süperkahraman filmi, ama uyarlama değil, tamamen orjinal. Bazıları onu çoktan "indie süperkahraman" ilan etti bile. (Tabii filmde diğer süperkahramanlarla alttan alttan dalga geçilmesi de bunun nedenlerinden biri.)

Hancock'ta hoşuma giden o kadar çok şey var ki... Ama en başta, Clark Kent'ten bir hatırlatma yapalım. Clark Kent, süpergüçlerini sürekli kontrol altında tutması gerektiğini biliyor. Mesela dalgınlıkla birinin elini kontrolsüz sıkarsa o eli kırabilir ve kendisini sürekli kontrol altında tutuyor. Gayet titiz, kontrollü bir süperkahraman olan Süpermen'in tersini alabiliriz Hancock'ta. Mesela Hancock nasıl iniş yapması gerektiğini bilmediği için her seferinde bir sokak haşat oluyor. Hancock'un kendini kontrol etmek gibi bir derdi olmaması, yada bu konuda inanılmaz sarsaklığı zaten başlı başına harika.

Diğer güzel yakalanan nokta ise bence bir "üniforma"sı olmamasıydı. Kirli, eski püskü kıyafetleri, başından çıkarmadığı gri beresi ve güneş gözlükleriyle bence şimdiye kadarki en karizmatik kahramandı.Ama yine de hapishanede Ray'in ona getirdiği kostümü, göreve çağrıldığında giyiyor ve kostümsüz "cool" bir kahraman görme hayalimiz de suya düşüyor.

Ray: (Hancock'a kostümünü gösteriyor) Çağırdıkları zaman için.
Hancock: Bunu giymiyorum,Ray.
Ray: Evet, giyiyorsun.
.....

Hancock: Kıçım açık dövüşürüm ama bununla dövüşmem, Ray.
Ray:
Biliyorsun, çıplak da dövüştün. Youtube'da var.



Aslında Hancock'un tüm bu pislik tavırları ve garip yöntemlerinden daha da eğlenceli olan, özellikle de iletişim konusundaki sarsaklığı. Fazlasıyla kafası karışık, farklı ve yalnız. Ayrıca fazlaca asabi. (Özellikle "asshole" kelimesini falza tekrarlamanız halinde kesinlikle sizi atıp tutmaya başlayacağı anlamına geliyor.Bu kısım biraz Hollywood kokmuş, ama çok da fazla şey beklememek gerek neticede.) Ayrıca hiçbir süperkahramanın güçlerini, Hancock'un hapishanede etrafını saran kalabalığı dağıtmakta kullandığı gibi kullanacağını sanmıyorum (Adamlara gerçekten çok acıdım!). Sinirlendiğinde ufak bir çocuğu bile havaya fırlatabilir, kesinlikle bir rol model değil anlayacağınız. Zaten öyle bir kaygısı da yok, ne Hancock'un ne de yaratıcılarının. Yani süperkahraman klasiklerinden sıkıldıysanız önünüzde leziz bir anti-kahraman var.

Kendisinin de dediği gibi elinde süper güçler var ama bu gezegende türünün tek örneği ve "akşamdan kalma haliyle yapabileceğinin en iyisini yapıyor". İnsanlar bu kadar da üstüne gelmemeli!


Özetle filmin konusu çok orjinal olmasa da, karakterin ve esprilerin orjinalliği ayrıca filmdeki dönüşün tam da "Ah, gene aynı Hollywood hikayesine dönüyoruz" dediğim anda beklenmedik bir dönüş yapması yetti de arttı.

Will Smith karaktere çok gitmiş. Hatta Hancock, Smith için yazılmış gibi geldi bana. Zaten o bu karakterlerin adamı, bunu da Hancock'tan önce en iyi Men In Black serisinde gösterdi.

Charlize Theron'un Mary'si de gayet hoş durmuştu. Mary'nin kızdırılmaması gereken bir kadın olduğunu gerçekten hissettim diyebilirim. Ray kesinlikle filmdeki kilit karakterlerden biri. İyilik meleği ve saftirik Ray, Jason Bateman'da hayat buluyor.



Film bence 10 üzerinden 8. Eğlence ve aksiyon aradığınız bir anda açın seyredin.Ben çok güldüm, bir Hollywood filmi olduğunu unutmadan izlerseniz siz de çok eğleneceksiniz.

Bir Vampire Aşık Olmak

Yazar: Platypus
ALACAKARANLIK

Orijinal İsim :
Twilight
Yönetmen : Cathrine Hardwicke
Senaryo: Stephanie Meyer (kitap), Melissa Rosenberg
Tür: Fantastik, gerilim, romantik
Yapım Yeri/Tarihi/ Dili:
USA /2008/ İngilizce
Yapımcı:Wyck Godfrey, Michele Imperato, Karen Rosenfelt, Jamie Marshall, Greg Mooradian, Mark Morgan, Patrick Thomas Smith
Süre: 122 dakika
Oyuncular : Kirsten Stewart, Robert Pattinson, Billy Burke, Ashley Greene, Nikki Reed, Jackson Rathbone, Kellan Lutz, Peter Facinelli, Taylor Lautner, Cam Gigandet, Elizabeth Reaser, Edi Gathegi, Rachelle Lefevre
Konu Özeti :
On yedi yaşındaki Isabella Swan babası Charlie ile birlikte yaşamak üzere küçük bir kasaba olan Forks, Washington’a taşınır. Burada yüz sekiz yaşında bir vampir olup, on yedi yaşında görünen gizemli sınıf arkadaşı Edward Cullen ile tanışır. Edward’ın ilk başlarda romantizmden uzak durmaya çalışmasına rağmen sonrasında birbirlerine aşık olurlar. Üç göçebe vampir James, Victoria ve Laurent geldiğinde Bella’nın hayatı tehlikeye girer ve Edward’ın ailesi Alice, Carlisle, Esme, Jasper, Emmett ve Rosalie onun hayatını çok geç olmadan kurtarmak için uğraşırlar.
IMDB notu: 6.1
IMDB linki : http://www.imdb.com/title/tt1099212/

Alacakaranlık, Stephanie Meyer'in dört kitaplık Alacakaranlık serisinin ilk kitabından uyarlandı. Kitapları okumadığım için uyarlama başarısı konusunda yorum yapamıyorum ; tüm yorumlarım sadece film ile ilgili olacak.

Karşımızda çok yeni olmasa da enterasan bir vampir öyküsü var. Baş rollerdeki karakterlerimiz insanların köşe bucak kaçağı tipler değiller, hatta özellikle de Edward Cullen, herkesin (özellikle de genç kızların) tanışmak isteyeceği bir vampir! Vampirlerimiz insan kanıyla beslenmemeyi seçen, sosyal yaşantıya uyum sağlamaya çalışan ve sürekli son model otomobillerde gezen "vejeteryan" ve aristokrat vampirler. (Kısa bir not : Ailenin filmde kullandıkları arabalarına bir göz atalım: Edward - Gümüş Volvo S60R, Rosalie kırmızı BMV M3 convertible, Carlisle - Mercedes S55 AMG ve Emmett - Jeep Wrangler )

Kirsten Stewart, Edward'ın bir yakın bir uzak davranışları ve bir de bunun üstüne vampir olduğunu öğrenmesi sonucu ne yapacağını şaşıran Isabella rolünde çok iyi. Kitabı okumadığım için kitaptaki karaktere uymuş mu uymamış mı bir yorum yapamıyorum. Ama filmdeki Bella'nın etrafındaki gençlerden farklılığını, biraz daha içe kapanık, kendi halinde takılan, kendine yeten akıllı kız havasını güzel vermiş. Robert Pattinson da Edward gibi alışılmadık bir vampir için ideal seçim gibi gözüküyor. Romantik sahnelerde daha iyi olabilirdi belki ama genele baktığınızda Pattinson da iyi iş çıkarmış.


Yine de tüm vampir aileisinden en zevkle izleyecekleriniz öyle sanıyorum ki Alice (Ashley Greene) ve Jasper (Jackson Rathbone) olacak. Jasper ailenin en yeni vejeteryanı ve uyum sağlamakta yaşadığı zorluğu gerçekten gözlerinden okuyabiliyorsunuz. Alice ise geleceği görebiliyor, Bella'nın vampir olacağını da görmüş. Ama Edward'ın sürekli altını çizdiği gibi vizyonları değişken, çünkü insanlar onun gördüğünden farklı yolları seçebiliyorlar. (Altta: Alternatif Vampir Ailesi : Emmett Cullen, Rosalie Hale, Esme Cullen, Edward Cullen, Carlisle Cullen, Alice Cullen, Jasper Hale)


Victoria (Rachelle Lefevre) bu filmdeki nomad vampirler arasında, serinin diğer filmlerinde de görülecek olan tek vampir. Son derece güçlü hislere sahip, avlanmayı takıntı haline getiren James(Cam Gigandet) ise bende Edward'dan daha zeki ve karizmatik bir vampir izlenimi bıraktı. Nomadların lideri Laurent rolündeki Edi Gathegi'yi ise Dr. House dizisinin hayranları, filmde uzun saçlı ve deri ceketli de olsa eminim hemen tanımışlardır. Dr. House'un takımındaki genç beyinlerden biri olan Gathegi, Alacakaranlık'ta göçebe ve barışcıl 300 küsur yaşında bir vampir olarak karşımıza çıkıyor.(Altta : James, Laurent, Victoria)

Alacakaranlık'ın esprileri ve bazı replikleri de bir "gençlik filmi"nden beklediğimin çok üstündeydi.

Makyajı kesinlikle çok başarılı. Özellikle de oyuncuların gerçek hallerini gördüğünüz zaman anlıyorsunuz bunu. (Altta: Jackson Rathbone - Jasper Hale, Ashley Greene - Alice Cullen)














Filmin çekildiği yerler ise tek kelimeyle harika. Bütün film bir görsel şenlik. Sadece efektlerden bahsetmiyorum. Zaten vampirlerin vampirliklerini gösterdikleri bir kaç sahne dışında özel efektlere pek rastlamıyoruz. Filmin de odak noktasında bir aksiyon filminden çok garip bir aşk hikayesini var ve filmdeki tüm gerilim ve heyecan da buradan kaynaklanıyor. Yani özel efektelere, en azından serinin ilk filminde, her sahnede rastlamıyoruz.

Vampirler güneş ışığını sevmediği için tüm film boyunca güneşin gözüktüğü topu topu iki üç sahne var. Yani Alacakaranlık'ta hep gri bir gökyüzü var. Ama yine de manzaralar enfes. Yönetmen Catherine Hardwicke de özellikle kapalı ve yağmurlu havalarda çekim yapmakta zorunda olduklarını, birçok yönetmenin aksine hava kapandığında sevindiğini ama yine de çekimlerde çok zorlandıklarını söylüyor.

Filmin müzikleri ise ortalama. Baştan sona sık sık karşınıza çıkan ve bende artık "Twilight müziği" etiketi olusturan bir melodi var, henüz kime ait olduğunu bulamadım. Bence en başarılı müzik-görüntü uyumu vampir ailesinin beyzbol oynadığı sahnede yakalanmış. Muse - Supermassive Black Hole ve doğaüstü güçlerin beyzbol aşkı.

Benim kişisel notum 10 üzerinden 7. Bol ödül alabilecek cinsten bir uyarlama değil ama hoş vakit geçirmek istiyorsanız birebir.

Zamanı Tersine Yaşamak

Yazar: Platypus

BENJAMIN BUTTON'IN TUHAF HİKAYESİ


Orijinal İsim :
The Curious Case of Benjamin Button
Yönetmen : David Fincher
Senaryo: Eric Roth, Robin Swicord
Yapım Yeri/Tarihi/ Dili: USA/2009/İngilizce
Süre: 166 dakika
Oyuncular : Brad Pitt, Cate Blanchett, Taraji Penda Henson, Tilda
Swinton, Julia Ormond, Jason Flemyng
Konu Özeti :
Benjamin, Amerika'da 1. Dünya Savaşı'nın sona erişi kutlanırken dünyaya gelir. Ancak o diğer tüm bebeklerden farklıdır. Babası onun bir ucube olduğunu düşünerek sokakta, bir evin basamaklarına terk eder. Benjamin'in sıradışı öyküsü bu evdekilerin onu bulmaları ve evlerine almaları ile başlar. Doğumunda 80'li yaşlarda birini andıran Benjamin, herkes yaşlanırken tek başına gençleşecektir.

IMDB notu: 8.3 (ilk 250de)
IMDB linki : http://www.imdb.com/title/tt0421715/

Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi, son zamanlarda izlediğim en eğlenceli ve en dokunaklı filmlerden biri.

İzlemeyenler olduğunu düşünerek filmle ilgili bazı detayları sona bırakacağım ve önerim o kısmı filmi izledikten sonra okumanız.

Senaryo bol ödüllü Amerikan yazar Scott F. Fitzgerald'ın öyküsünden esinlenilerek yazılmış. Fitzgerald'ın öyküsüyle en çarpıcı farklılıklarsa öykünün geçtiği zaman dilimi ve karakterlerin çevrelerindeki olaylara bakış açısında: Fitzgerald bize 1860'da garip bir şekilde yaşlı doğan bir insanın geriye doğru akan yaşamında sosyal hayata dair derin eleştiriler sunarken Fincher'in Button'u 1.Dünya Savaşının bitiminde doğuyor ve bütün film boyunca son derece stilize ve apolitik karakterler görüyoruz. Sanki herkes kendi içine, kendi minik dünyalarına gömülmüş. Buna rağmen sosyal yaşantıya ve zamanla ilgili yerleşmiş kalıplara üstü kapalı eleştiriler de yok değil. Yine de filmin amacı daha çok Benjamin'in başından geçen ilginç öyküleri olabildiğince gerçekçi bir şekilde izleyiciye yansıtmak.


Brad Pitt inanılmaz bir oyunculuk sergiliyor filmde.Zamanı tersine yaşayan bir adamın içindekilerle dış görünümü arasındaki uyumsuzluğu yüz ifadeleri ve bakışlarıyla bizlere yansıtıyor.En iyi erkek oyuncu dalında Oscar adaylığını hakettiği kesin, ama öyle sanıyorum ki bu sene Oscar Pitt'e gitmeyecek. (Gönlüm Sean Penn'den yana.) Fincher ve Pitt'in ortakligi her seferinde harikalar yaratiyor. (bkz. Dovus Kulubu) Oyle saniyorum ki Johnny Depp, Tim Burton icin nasil vazgecilmezse Pitt de Fincher icin oyle olacak. Iyi de olacak.

Filmde göze çarpan ikinci muhteşem oyunculuk ise Benjamin'i evlat edinen Queenie rolündeki Taraji P. Henson. Filmde sergilediği oyunculukla Oscar adaylığını kesinlikle haketti. Diğer filmleri henüz görmedim, sadece fragmanlarını ve Şüphe'nin birkaç vurucu sahnesini izledim. Yine de iddialı konuşup Henson'ın Oscar da çok güçlü bir aday olduğunu söyleyeceğim. Zaten sinema "otoriteleri"ne de bu daldaki favorileri sorulduğunda ibre Şüphe'den Viola Davis ile Henson arasında gidip geliyor.

Yetenekli bir dansçı, geleceği görebilen kasabalı bir kadın ya da kudretli bir elf kraliçesi, Cate Blanchett hangi karakteri oynarsa oynasın ona bir asalet getiriyor. Kesinlikle gelmiş geçmiş en güzel kadınlardan biri ama oyunculuğu her filminde güzelliğinden kat kat daha öne çıkan sayılı Hollywood aktrislerinden. Blanchett'ın bu filmdeki oyunculuğu herkesin kalbine işleyecek. Özellikle ölüm döşeğindeki Daisy'nin iç çekişmeleri, pişmanlıkları ve hala tükenmemiş aşkı ve tutkusu herkesin gözlerini dolduracak eminim.

Filmin öyküsü son derece dinamik. Makyaj ve müzikler çok başarılı.

Filmden notlara gelirsek... (Henüz izlememiş olanlar bu kısım "spoiler" içerebilir!)

Benim en çok takıldığım nokta, öyküdeki steril bakış açısı oldu. Örneğin, Queenie'nin ırkçılığın tavan yaptığı bir dönemde beyaz bir çocuğu evlat edinmesi, büyütmesi filmde çok sıradan bir şeymiş gibi anlatılıyor. Bu konudaki tek gönderme de Queenie bebeği huzurevi sakinlerine tanıtırken karşımıza çıkıyor, ama beklenenin tam tersine : "Zavallı çocuğun en kötüsü başına gelmiş. Beyaz doğmuş."

Savaşla ilgili tek eleştiri ise filmin açılış sahnesinde geliyor. Oğlunu savaşta kaybeden saatçi,savaşta yitirilenlerin geri gelmesi umuduyla tren garının saatini geriye doğru çalışacak şekilde yapıyor ve açılışa gelen Roosevelt'e de saatçinin konuşmasından sonra şapkasını çıkarıp garı terketmek düşüyor.

Filmdeki favori sahnelerime gelirsek... Benim en çok güldüğüm sahneler Mr.Daws'a düşen 7 yıldırımın anlatıldığı flashback sahnelerdi. En dokunaklı sahne ise filmin sonunda Benjamin'in herkesin bir görev için dünyaya geldiğini anlattığı sahneydi.

Sonuçta benim oyum 10 üzerinden 9. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film. Üstelik film avuçlarınıza çok güzel bir öğüt bırakıveriyor : "Başına ne geleceğini asla bilemezsin!"


Ödüller/Adaylıklar:

Akademi Ödülleri 2009
Bkz. 81. Oscar Ödülleri

BAFTA Ödülleri 2009

Aday Gösterildi:
Brad Pitt (En İyi Erkek Oyuncu)
Claudio Miranda (En İyi Görüntü Yönetmeni)
Jacqueline West (En İyi Kostüm Tasarımı)
David Fincher (En İyi Yönetmen)
Kirk Baxter ve Angus Wall (En İyi Kurgu)
Jean Black, Colleen Callaghan (En İyi Makyaj ve Saç)
Alexandre Desplat (En İyi Film Müziği)
Eric Roth (En İyi Uyarlama Senaryo)
Eric Barba, Craig Barron, – Nathan McGuinness, Edson Williams (En İyi Özgün Senaryo)
The Curious Case of Benjamin Button (En İyi Film)
Donald Graham Burt, Victor J. Zolfo (En İyi Prodüksiyon Dizaynı)


Altın Küre Ödülleri 2009

Aday Gösterildi:
Brad Pitt (Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu)
The Curious Case of Benjamin Button (Drama Dalında En İyi Film)
David Fincher (Drama Dalında En İyi Yönetmen)
Eric Roth (En İyi Uyarlama Senaryo)
Alexandre Desplat (En İyi Film Müziği)

Ufak Bir Not:
Can Yücel : Tersine Yaşamak...

Eyyvah Eyvah

Haftanın Videosu

Milyoner'in Oscarlı şarkısının tamamı ve film oyuncuları.

İzleyiciler

X-Men Origins : Wolverine

Wolverine'in Doğuşu -2
(26/5/2009, Yazan: Platypus) Yorum Gönder
Türkçe Altyazılı Fragman

Hayallerin Peşinde

Hayallerin Peşinde
(15/6/2009, Yazan: Cansuyu) Yorum Gönder
Türkçe Altyazılı Fragman

Baader Meinhof Kompleksi

(Der Baader Meinhof Kompleks)
En İyi Yabancı Film dalında 2009 Oscar Adayı.
(Yönetmen: Uli Edel; Oyuncular: Moritz Bleibtreu, Martina Gedeck, Johanna Wokalek. Almanya/2008 Dil: Almanca,)

Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

Zamanı Tersine Yaşamak
(3/2/2009, Yazan: Platypus) Yorum Gönder
Türkçe Altyazılı Fragman